Ana Sayfa Blog Sayfa 2

Venedik’in Güçlenme Süreci ve Bizans’tan Bağımsızlaşması

0

Venedik, tarih boyunca hem Batı hem de Doğu dünyasıyla güçlü bağlar kurmuş önemli bir liman kentidir. Ancak Venedik’in güçlü ve bağımsız bir devlet haline gelme süreci, zaman içinde şekillenmiştir. Bu süreçte Bizans İmparatorluğu’nun zayıflaması, Venediklilerin yeni arayışlara yönelmesine neden olmuştur.

Güvenli Bir Sığınak Arayışı

Bizans yönetimi kendi iç meseleleriyle uğraşırken, Venedikliler saldırılara karşı daha güvenli bir yer arayışına girmiştir. Bu nedenle lagünler üzerine kurulmuş olan ve yüzün üzerinde adadan oluşan Venedik, zamanla korunaklı bir liman olarak öne çıkmıştır. Venedik’in bağımsız bir şehir devleti olarak tarih sahnesine çıkışı 9. yüzyıldan sonra gerçekleşmiştir Private Sofia Tours.

Bu dönemde Venedik’in yönetim merkezi Malamocco’dan, bugünkü tarihi şehir merkezi olan Rivoalto’ya (şimdiki adıyla Rialto) taşınmıştır. Bu taşınma 810-811 yıllarında, Doge Agnello Partecipazio’nun Frank saldırılarına karşı gösterdiği savunma başarısından sonra olmuştur. Her ne kadar bu değişim 9. yüzyılda gerçekleşmiş olsa da, yeni arkeolojik bulgular, San Marco Meydanı’nın geçmişinin 7. yüzyıla kadar uzandığını ortaya koymaktadır.

Venedik ve Bizans Etkisi

Tarihçiler, Venedik’in kuruluşunun “tabula rasa” yani boş bir sayfa anlayışıyla mı başladığı yoksa mevcut Bizans mirası üzerine mi inşa edildiği konusunda farklı görüşler öne sürmektedir. Ancak tarihçi Maria Pia Pedani’ye göre, Venedik muhtemelen Bizans kültürünün etkisiyle doğmuş ve yüzyıllar boyunca bu etkiden beslenmiştir.

Pedani, Venedik’in Avrupa’nın Doğu’ya açılan kapısı olduğunu ve şehirdeki Bizans izlerinin hem siyasi hem de kültürel ilişkilerden kaynaklandığını belirtir. Özellikle deniz ticaretinin gelişmesiyle Venedik, 9. yüzyılda artık sadece Bizans’ın değil, Akdeniz’in güçlü bir oyuncusu haline gelmiştir. Hatta bu dönemde Güney İtalya’daki Bizans donanmasına destek verebilecek kapasiteye ulaşmıştır.

Bağımsızlık Adımları ve Aziz Mark’ın Getirilmesi

Her ne kadar 9. yüzyılın başlarında Venedik, yasal olarak Bizans’a bağlı olsa da, Venedik liderleri (Doge’lar) zamanla daha bağımsız hareket etmeye başlamıştır. Başlangıçta Bizans İmparatoru’na sadık kalmışlar ve ondan aldıkları saray unvanlarını bir onur saymışlardır. Ancak zamanla, Venedik kendi çıkarlarını ön planda tutan ve bağımsız kararlar alan bir yönetim anlayışına geçmiştir Gentile Bellini ve Fatih Sultan Mehmed Portresi.

Bu bağımsızlık arayışının en sembolik olaylarından biri, 828 yılında yaşanmıştır. Venedikli iki tüccar, Buono da Malamocco ve Andrea da Torcello (Rustico lakaplı), Müslümanların elindeki İskenderiye şehrinden, Hristiyanlar için çok önemli olan İncil yazarı Aziz Mark’ın (San Marco) naaşını kaçırarak Venedik’e getirmiştir. Bizans bu olaya karşı çıkmasına rağmen, Venedikliler bunu bir güç gösterisi olarak görmüş ve Aziz Mark’ı şehirlerinin koruyucusu ilan etmişlerdir. Bu olay, Venedik’in hem dini hem de siyasi anlamda yeni bir kimliğe bürünmesinde dönüm noktası olmuştur.

Siyasi Özerklik ve Yeni Bir Dönem

Tarihçi Ennio Concina’nın da belirttiği gibi, 9. yüzyıl Venedik için Bizans’ın otoritesinden uzaklaşarak kendi özerkliğini kazanmaya başladığı bir geçiş dönemidir. Bu süreçte hem ticari hem de siyasi gücü artan Venedik, artık Doğu ve Batı arasında önemli bir köprü haline gelmişti. Şehir, bu dönemde hem dini hem de kültürel anlamda yeni bir kimlik inşa ederek bağımsız bir güç olarak tarih sahnesinde yerini almıştır.

Gentile Bellini ve Fatih Sultan Mehmed Portresi

0

Venedikli ressam Gentile Bellini (1429-1507), Rönesans döneminin tanınmış isimlerinden biridir. Onun yaptığı Fatih Sultan Mehmed portresi, yalnızca sanatsal bir eser değil, aynı zamanda Osmanlı ile Venedik arasında yıllarca süren ilişkilerin bir sonucudur. Bu portre, iki farklı kültürün birbirine olan ilgisinin ve diplomatik bağlarının da bir göstergesidir.

Bellini’nin İstanbul’a gelişinin arka planını anlayabilmek için önce Venedik tarihine ve bu şehrin Bizans ve Osmanlı ile olan ilişkilerine bakmak gerekir Venedik’in Kent Devleti Oluşu ve Yeni Kimliği.

Venedik’in Doğuşu

Venedik ismine ilk olarak Roma döneminin ünlü yazarlarından Yaşlı Plinius’un (MS 23-79) Naturalis Historia adlı eserinde rastlanır. Orta Çağ kaynağı olan Chronicon Altinate ise “Venecie” olarak bilinen bataklık bir alandan söz eder. Bu bilgilerden yola çıkarak, “Venedik”in başlangıçta bir şehir değil, geniş bir bölgeyi ifade ettiği anlaşılmaktadır.

Padova kent müzesindeki bir belgeye göre, Venedik 25 Mart 421 tarihinde üç Padovalı din adamı (Aldebertus Faletrus, Thomas Candianus ve Zeno Daulus) tarafından kurulmuştur. Bu bilgiye göre Venedik, ilk olarak Rivoalto (bugünkü Rialto) adlı bölgede bir kilise etrafında gelişmeye başlamıştır. Francesco Sansovino adlı Rönesans yazarı da bu bilgiyi destekler ve 421 yılında San Giacomo adlı kilisenin yapıldığını, 422 yılında ise kutsandığını belirtir.

Venedik’in kuruluşunun 5. yüzyılın ilk yarısına denk geldiği düşünülmektedir. Bazı tarihçilere göre ise Venedik’in gerçek anlamda kurulması, Hun Hükümdarı Attila’nın 452 yılında Kuzeydoğu İtalya’daki Aquileia kentini yıkmasından sonra olmuştur. Gotlar ve Hunlardan kaçan halk, lagün içindeki adalara sığınarak burada yeni bir hayat kurmuştur. Bu adalar hem doğal savunma sağlamış hem de güvenli bir liman olmuştur.

Bizans ile İlk Temaslar

Venedik’in Bizans İmparatorluğu ile ilişkileri 6. yüzyılda başlar. Bu dönemde Bizans İmparatoru Iustinianos’un (527-565) fetihleriyle Venedik, Ravenna yönetimine bağlanmıştır. 697 yılında, Bizans tarafından atanan ilk Dük (Doge), lagün bölgesinde bulunan Herakleia’da göreve başlamıştır.

742 yılında Venedik’in yönetim merkezi Herakleia’dan Malamocco’ya taşınmıştır. Bu gelişme, Bizans’ın zor zamanlar yaşadığı İkonoklazm dönemi (727-843) ve Arap saldırıları ile aynı zamana denk gelir. Bu olaylar, Venedik’in siyasi ve ticari olarak daha bağımsız bir yapıya yönelmesine neden olmuştur Sightseeing Sofia.

Bir Rönesans Bağlantısı

Venedik’in tarih boyunca Bizans ve sonrasında Osmanlı ile kurduğu ilişkiler, şehrin Doğu Akdeniz’de önemli bir güç olmasını sağlamıştır. Gentile Bellini’nin İstanbul’a gelişi ve Fatih Sultan Mehmed’in portresini yapması da bu uzun ilişkiler zincirinin bir halkasıdır. Bellini, yalnızca bir sanatçı olarak değil, aynı zamanda bir kültür elçisi olarak da tarihte yerini almıştır. Onun portresi, Doğu ve Batı’nın bir araya geldiği özel bir anın simgesidir.

Fatih Sultan Mehmed’in Ziyaret Yeri ve Eserleri

0

Fatih Sultan Mehmed’in Türbesi ve Eserleri

Fatih Sultan Mehmed’in türbesi, İstanbul’da büyük bir kutsal alan olarak bilinir. Türbenin temelini atan askerler, toprağı tevhit ve zikirlerle doldurmuşlardır. Bugün, Fatih Sultan Mehmed’in türbesi ve çevresindeki cami, medrese, han, hamam, aşevi, çarşı ve pazar, onun yapısının birer parçasıdır. Bu eserler zamanla cennet gibi kutsal bir makam haline gelmiştir Fatih Sultan Mehmed’in Ziyaret Yerleri.

Fatih Sultan Mehmed’in türbesi, nur dolu bir cennet bahçesi içinde yer almaktadır. Türbenin duvarları, zarif kâşî çinilerle süslenmiştir. Gümüş ve altın şamdanlar, beyaz mumlar ve çeşit çeşit buhurdanlarla donatılmış bu türbe, büyük bir güzellik ve huzur barındırır. Ayrıca, türbenin başı tarafındaki alemler, altın ve gümüşten yapılmış şamdanlarla çevrilidir.

Türbenin içinde yer alan güzel yazılı Kur’an’lar, Allah’ın arslanı Ali’nin mübarek kabrinde de bulunan yazılarla benzerlik göstermektedir. Ayrıca, Eyyub Sultan’ın kabrinde bulunan sanatlı avizeler de Sultan Ahmed Camii’nde görülebilir. Fatih Sultan Mehmed’in türbesinin bulunduğu alanda bir su kuyusu da bulunmaktadır. Ziyaretçiler, bu suyu içerek hafakan hastalığından Allah’ın izniyle şifa bulduklarına inanırlar Tours Ephesus.

Fatih Sultan Mehmed’in Eserleri

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethedikten sonra pek çok önemli eser inşa ettirmiştir. Bu eserlerin her biri, onun büyük bir lider ve dini değerlere saygılı bir yönetici olduğunu gösterir. Ayrıca, türbesinin çevresinde yer alan yapılar, onun izinden giden sultanlar tarafından da eklenmiş ve bu alan daha da kutsal hale getirilmiştir. Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı bu eserler, bugüne kadar çok sayıda ziyaretçiye ev sahipliği yapmaktadır.

Fatih Sultan Mehmed’in Zamanındaki Evliyalar ve Diğer Kabir Sahipleri

Fatih Sultan Mehmed’in hocası ve İstanbul fetihinde büyük rol oynayan Şeyh Akşemseddin de büyük bir evliyadır. Akşemseddin, Şeyh Hazreti Akşemseddin olarak da tanınır ve çok sayıda eser bırakmıştır. Akşemseddin’in doğum yeri Şam’dır ve Hazreti Ebubekir soyundan gelir. Bu soy, Akşemseddin’in mübarek parmağındaki bir eksiklikle de doğrulanmıştır.

Şeyh Akşemseddin, İstanbul’un fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed’e İstanbul’un ne zaman fethedileceğini haber vermiştir. 857 (1453) yılının Rebiülevvel ayında, İstanbul’un fetih günü belirlenmiş ve o tarihte İstanbul fethedilmiştir. Akşemseddin’in ömrü boyunca yazdığı yüzlerce eser, onun ilmindeki derinliği gösterir.

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’a geldiğinde, Ebu Eyyub El-Ensari’nin kabrini aramaya başlamıştır. Akşemseddin, Eyyub El-Ensari’nin kabrini bulduğunda, cesedin mührüyle birlikte taptaze olarak bulundığını bildirmiştir. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmed, Eyyub El-Ensari’nin kabrine saygı göstererek bu kutsal alanı ziyaret etmiştir.

Fatih Sultan Mehmed’in Ziyaret Yerleri

0

Fatih Sultan Mehmed’in Türbesi

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethederek Osmanlı İmparatorluğu’nu büyük bir güç haline getiren padişahtır. Vefatından sonra cenazesi, Üsküdar’ın Maltepe semtinde, İstanbul’a yakın bir alanda defnedilmiştir. İstanbul’daki Fatih Camii’nin mihrabı önünde, özel bir İrem bahçesinde, büyük bir kubbe altında yatmaktadır. Allah rahmet eylesin.

Fatih Sultan Mehmed’in vefat tarihi 886 (1481) yılıdır. Saltanatı 31 yıl sürmüş ve 51 yıl yaşamıştır. Onun doğum tarihi 834 (1431), tahta çıkışı ise 847 (1444) yılında, sadece 13 yaşında iken gerçekleşmiştir. Ancak ilk saltanatı kısa sürmüş ve 855 yılında, yani 21 yaşında ikinci kez tahta çıkmıştır. Bu dönemde Edirne’de tahta geçmiştir Guided Tours Ephesus.

Fatih Sultan Mehmed, bilginleri ve şairleri seven, zengin gönüllü bir padişahtı. Tarihe önemli izler bırakmış ve İstanbul’u büyük bir medeniyetin merkezi haline getirmiştir.

Ebu Eyyub El-Ensari’nin Türbesi ve Fatih’in Ziyareti

Ebu Eyyub El-Ensari, İslam’ın büyük sahabelerinden biridir. Resulullah, Mekke’den Medine’ye hicret ederken devesini Ebu Eyyub’un evinin önüne çökertmiş ve orada misafir olmuştur. Hz. Peygamber’in kabri, Ebu Eyyub’un evinin yakınlarındadır ve Ebu Eyyub, bu nedenle Peygamberimizin en yakın dostlarından biri olarak kabul edilir.

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethettikten sonra Ebu Eyyub El-Ensari’nin kabrini aramaya başladı. Yedi gün süren araştırmalar sonunda, Akşemseddin Hazretleri kabrin yerini buldu. Akşemseddin, bir orman içine girdi ve seccadesini sererek dua etti. Bir süre sonra seccadeyi kaldırdığında, Ebu Eyyub El-Ensari’nin kabrini bulmuşlardı.

Kazı yapıldığında, taşların altında “Hazâ kabru Ebu Eyyubı Ensarî” yazılı bir mermer taş ortaya çıktı. Eyyub El-Ensari’nin cesedi, zamanın etkisiyle taptaze ve safranla boyanmış bir kefene sarılıydı. Sağ elinde ise bir tunç mühür vardı. Bulunan bu taş, Ebu Eyyub’un türbesinin kesin yerini gösterdi ve böylece Fatih Sultan Mehmed, bu kutsal yeri ziyarete etti Fatih Sultan Mehmed’in Mimarla Yüzleşmesi.

Fatih Sultan Mehmed’in Yaptığı Diğer Ziyaretler

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethedilmesinden sonra birçok dini ve tarihi mekanı ziyaret etmiş ve Osmanlı topraklarındaki önemli şahsiyetlerin kabirlerine olan saygısını göstermiştir. Bu ziyaretler, sadece bir padişah olarak değil, aynı zamanda dini değerlere saygılı bir yönetici olarak da büyük bir anlam taşır.

Fatih Sultan Mehmed’in Mimarla Yüzleşmesi

0

Mimarbaşı ile Fatih’in Yüzleşmesi

Fatih Sultan Mehmed, çok disiplinli ve adaletli bir padişahtı. Bir gün, cami inşaatı yapan mimarbaşıyı kızarak cezalandırmıştı. Sebebi, caminin Ayasofya kadar yüksek olmamış olması ve iki direğin kesilmiş olmasıydı. Mimarbaşı, Fatih Sultan Mehmed’e bu durumu deprem riski nedeniyle açıklamıştı. Ancak Fatih, öfkesine yenik düşerek mimarın iki elini kesmişti. Mimarbaşı, bundan sonra şeriat mahkemesine başvurmuş ve Fatih’e karşı şikâyetçi olmuştur Fatih Sultan Mehmed’in Ziyaret Yeri ve Eserleri.

Mahkemede Şeriat Hükmü

Mimarbaşı, Kadı’nın huzurunda şikâyetini dile getirmişti: “Sultanım, ben bir usta mimar ve mühendis olarak camiyi alçak yapmak zorunda kaldım. Ama bu yüzden iki elim kesildi ve artık geçimim zorlaştı.” Kadı, Fatih’e karşı şeriatın gerektirdiği şekilde hareket etmesi gerektiğini belirtmişti. Fatih Sultan Mehmed, “Emir şer’in” diyerek kanunlara uygun hareket edeceğini belirtmişti. Ancak kadı, caminin alçak olmasının ibadeti etkilemediğini ve taşın değerinin önemli olmadığını, önemli olanın bir adamın kıymeti olduğunu söylemişti. Kadı, Fatih Sultan Mehmed’e mimarın hakkını vermesi gerektiğini hatırlatarak, “Kanun önünde herkes eşittir, sen de bu adamın elini keserek hata yaptın.” demişti Guided Ephesus Tour.

Fatih’in Mimarbaşı’na Yardımı

Kadı, sonunda Fatih Sultan Mehmed’e, “Şeriat gereği mimara maaş vermelisin” demişti. Sultan, “Beytülmale zarar vermeyelim, kendi maaşımdan verelim.” diyerek her gün mimara yirmişer akçe vermeyi kabul etti. Mimarbaşı, bu teklifi kabul etti ve Fatih Sultan Mehmed’in helallik isteği üzerine, “Dünyada ve ahirette helâl olsun” diyerek barıştı.

Mimarlıkta Yeni Dönem

Fatih Sultan Mehmed, şeriatın gerektirdiği şekilde hareket edip, adaleti sağladıktan sonra, mimarbaşı olan Abdal Sinan bu camiye ek binalar eklemeye başladı. Ayrıca Ali Kuşçu, Fatih Camii avlusunda çok değerli bir bilimsel eser bıraktı. Ali Kuşçu, burada Müslüman çocuklara Kur’an öğretimi yapılan binanın önünde, “Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin?” (Furkan, 45) ayetini esas alarak bir güneş saati yapmıştır. Bu saat, yeryüzünde eşi benzeri olmayan bir yapıydı.

Fatih Sultan Mehmed’in İzleri

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u büyük bir sanat ve mimarlık şehri haline getiren padişahtı. Hem yönetimiyle hem de inşa ettiği eserlerle, Osmanlı İmparatorluğu’nu güçlü ve mamur bir hale getirdi. Bu cami, onun yalnızca bir padişah değil, aynı zamanda bir sanatçı ve bilim insanı olarak da büyük bir miras bıraktığını gösterir. Fatih, şeriat kadısına itaat ederek adaletin her zaman ön planda tutulması gerektiğini de göstermiştir.

Leonardo da Vinci’nin Çizimi ve Osmanlı-Floransa İlişkileri

0

Günümüzde Fransa’nın Bayonne kentinde bulunan Leon Bonnat Müzesi’nde sergilenen küçük bir çizim, bu döneme ait nadir kanıtlardan biridir. Bu çizim, Leonardo da Vinci tarafından mürekkeple yapılmış olup, Floransa ile Napoli arasındaki çatışmaların Osmanlı İmparatorluğu’nun 1480’teki Otranto Seferi ile nasıl şekillendiğini göstermektedir. “Pazzi Komplosu”nun da bir sonucu olan bu çatışmalar, aynı zamanda Osmanlı’nın Batı’daki etkisinin arttığını gösteren önemli bir dönemeçtir. Bu dönemde, düşmanımın düşmanı dostumdur anlayışıyla, Osmanlı ve Floransa arasındaki ilişkiler şekillenmiştir Fatih Sultan Mehmed ve Lorenzo de’ Medici.

Mehmed ve Lorenzo Arasındaki Sanat Bağlantısı

Mehmed ve Lorenzo, hem birbirlerine karşı saygılıydılar hem de sanata olan ilgileri sayesinde ortak bir zemin buluyorlardı. 1480 yılında Sultan Mehmed, bronz sanatına olan ilgisi nedeniyle Venedikli ve Floransalı bronz işçilerini ve madalyon oymacılarını İstanbul’a davet etti. Bu dönemde, Lorenzo’nun favori sanatçılarından Bertoldo di Giovanni tarafından yapılan madalyonlarda, Sultan Mehmed’in zaferi klasik bir ikonografiyle kutlanıyordu. Bu madalyon, adalet duygusuyla hareket eden Sultan Mehmed’in, Lorenzo’ya duyduğu minnettarlığı simgeliyordu. Lorenzo, Giuliano’nun öldürülmesinin ardından tam bir adalet duygusuyla davranmıştı.

Cem Sultan ve Portresindeki Gizem

Portrede, Sultan Mehmed’in yanında yer alan genç adamın kimliği, tarihçiler tarafından merak konusu olmuştur. Bu kişi büyük olasılıkla Cem Sultan’dır. Cem, babası öldüğünde sadece 22 yaşında olan ve hayatı boyunca Batılı güçlerin elinde esir kalan bir şehzade olarak dikkat çeker. Cem Sultan, 1495’te Napoli’deki Castel Capuano’da, muhtemelen zehirlenerek ölmüştür. Cem Sultan, Osmanlı tahtı için tehdit oluşturabilecek bir figürdü ve birçok farklı güç tarafından esir alınmış, çeşitli kalelerde hapis tutulmuştu Fatih Sultan Mehmed ve Lorenzo de’ Medici.

İtalyan Kadifesi Bir Detayın Önemi

Portredeki genç adamın kıyafeti, dönemin önemli bir detayını gözler önüne seriyor: İşlemeli İtalyan kadifesi. 13. ve 14. yüzyılda Doğu’dan ithal edilen ipekler, İtalya’da çok değerliydi. 15. yüzyılda ise İtalyan kadifesi, Doğu pazarında oldukça talep görüyordu. Bu kıyafet, İtalya ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki kültürel ve ticari etkileşimin bir simgesi olarak değerlendirilebilir. Topkapı Sarayı Hazine Dairesi’nde sergilenen İtalyan kadifesinden yapılmış kaftanlar, bu etkileşimin somut örneklerindendir.

Rönesans ve Doğulu Karakterler

Rönesans dönemi, Doğulu karakterlerin portrelerinin oldukça popüler olduğu bir zaman dilimiydi. Bu tür portreler, Batı ile Doğu arasındaki kültürel köprüleri ve etkileşimleri simgeliyordu. Cem Sultan’ın portresindeki bu ince detaylar, sadece tarihsel değil, aynı zamanda kültürel bir bağın da işareti olarak karşımıza çıkmaktadır.

Fatih Sultan Mehmed ve Lorenzo de’ Medici

0

Diplomasi, Sanat ve Siyaset Arasında Bir Karşılaşma

Fatih Sultan Mehmed’in genç bir adamla birlikte resmedildiği portre, günümüzde Londra’daki National Gallery’de sergilenmekte olan ünlü portresiyle doğrudan bağlantılıdır. Söz konusu portrenin sol tarafında yer alan genç figür, Mehmed’in yanında durmaktadır. Bu tablo, uzun süre Gentile Bellini ve atölyesi tarafından yapılmış sayılmıştır. Ancak artık birçok sanat tarihçisi, eserin sadece Bellini’ye ait olduğunu düşünmektedir.

Bu portrede kullanılan görsel ögeler, Costanzo da Ferrara, Bellini ve Bertoldo di Giovanni gibi dönemin önemli sanatçılarının yaptığı madalyonlarla da benzerlik gösterir. Konuyla ilgili en kapsamlı akademik çalışmalardan biri J. Raby tarafından 1987 yılında yayımlanmıştır.

Fatih Sultan Mehmed ve Floransa Arasındaki Bağlantılar

Fatih’in hayatı ve kişiliği üzerine yazılmış en güvenilir kaynaklardan biri hâlâ Franz Babinger’in 70 yıl önce yazdığı Mehmed der Eroberer und seine Zeit adlı eseridir. Bu çalışmanın 1957 tarihli İtalyanca çevirisinin ilk görselinde, tartışılan bu tablonun yer aldığı ve altında “II. Mehmed’in (sağda) göz ardı edilmiş bir portresi, Gentile Bellini eseri” ifadesi bulunur Ephesus Day Trips.

Venedik ile Osmanlı ilişkileri sıkça incelenmiş olsa da, Osmanlı ile Floransa arasındaki bağlar daha az bilinir. Oysa bu iki devletin yolları, özellikle Lorenzo de’ Medici zamanında birkaç kez kesişmiştir. Lorenzo’nun kardeşi Giuliano de’ Medici, 26 Nisan 1478’de Floransa Katedrali’nde düzenlenen bir ayin sırasında çıkan Pazzi Komplosu sonucunda öldürülür. Lorenzo bu suikastten sağ kurtulur ve kısa sürede suçluların peşine düşer.

Osmanlı’ya Sığınan Katil ve Diplomatik Geri Alım Süreci

Suikastı düzenleyenlerden Bernardo Bandini de Baroncelli, Osmanlı topraklarına kaçarak Pera’da (bugünkü Beyoğlu) saklanır. Ancak varlığı kısa sürede fark edilir. İstanbul’da yaşayan ve Lorenzo’ya yakın olan ajan Bernardo Peruzzi, Mayıs 1479’da Lorenzo’ya bir mektup yazarak Bandini’nin tutuklandığını bildirir Fatih Sultan Mehmed’in Siyasi ve Bürokrasideki Reformları.

Lorenzo’nun İstanbul’daki temsilcisi olan Lorenzo Carducci, suçlunun hemen iade edilmesini değil, bu sürecin diplomatik bir pazarlığa dönüşmesini sağlar. 11 Temmuz 1479’da Antonio Bernardetto de’ Medici, hem ticari konuları görüşmek hem de esas olarak Bernardo’yu Floransa’ya getirmek amacıyla özel elçi (oratore) olarak atanır. Bandini, Ragusa (Dubrovnik) ve Ancona üzerinden geri getirilir ve 29 Aralık 1479’da Floransa’daki Bargello Kulesi’nde idam edilir.

Türk Usulü Giysi Şaşkınlığı

Bernardo Bandini idam edildiğinde üzerindeki kıyafetler dikkat çeker: Hâlâ di foggia turchesca yani “Türk tarzı” elbise giymektedir. Bu durum hem halk arasında hem de dönemin tarihçileri arasında büyük şaşkınlık yaratmıştır. Bu olay, Fatih döneminin diplomasi, adalet ve uluslararası ilişkilerdeki etkili rolünü ve Batı dünyasıyla olan karmaşık ilişkilerini gözler önüne sermektedir.

Fatih Sultan Mehmed’in Siyasi ve Bürokrasideki Reformları

0

Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı tarihinin dönüm noktası olan bir hükümdar olarak sadece bir fetihçi değil, aynı zamanda yeni bir imparatorluk düzeninin kurucusu olmuştur. O, siyasi anlamda büyük hedeflere yönelmiş, bu hedeflerin bir kısmını ömrü yetmediği için tamamlayamamış, ancak ondan sonra gelen Osmanlı padişahları bu vizyonu geliştirerek uygulamaya devam etmiştir. Bu sayede Osmanlı Devleti, cihanşümul (evrensel) bir güç kimliği kazanmıştır.

Merkezi Devlet Modeline Geçiş

Fatih’in reformları yalnızca askeri ve siyasi alanda sınırlı kalmamış, devletin bürokratik yapısında da köklü değişimlere yol açmıştır. Özellikle merkeziyetçi yönetim anlayışının güçlenmesiyle Osmanlı Devleti, daha sistemli ve denetlenebilir bir yapıya kavuşmuştur Leonardo da Vinci’nin Çizimi ve Osmanlı-Floransa İlişkileri.

Bu dönüşümün en belirgin kanıtları, bugün Osmanlı Arşivi’nde bulunan kayıtlar ve belgelerde açıkça görülmektedir. Fatih dönemine ait defter serileri, özellikle timar sisteminin yeniden yapılandırılmasına dair bilgiler açısından son derece önemlidir. Devletin gelirlerini ve askeri gücünü düzenli hale getiren timar teşkilatı, bu dönemde ciddi bir denetim ve kayıt altına alma sürecinden geçirilmiştir.

Tahrir Defterleri ve Yönetim Sistemi

Fatih’in başlattığı büyük arazi tahrirleri, yani ülke topraklarının gelir açısından kayıt altına alınması, hem mali hem de askeri düzenin sağlam temellere oturmasını sağlamıştır. Bu tahrir defterleri sayesinde, vergiler sistemli biçimde toplanmış, dirliklerin dağılımı belirlenmiş ve askeri personelin sorumlulukları netleştirilmiştir Ephesus Tour Guide.

Bürokrasinin işleyişini belirleyen en önemli belgelerden biri ise Teşkilat Kanunnamesi olmuştur. Bu kanunname, devletin idari yapısını ayrıntılı şekilde düzenleyerek gelecekteki hükümdarlara güçlü bir model bırakmıştır.

Kanunlaştırma Sürecinin Devamı

Fatih’in başlattığı bu kanunlaştırma süreci, sadece kendi dönemine özgü kalmamıştır. II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman gibi sonraki padişahlar, bu sistemin üstüne yeni düzenlemeler eklemiş ve devlet yapısının sürekliliğini sağlamışlardır.

Özellikle bu padişahların hazırlattığı genel kanunnameler, Fatih’in temelini attığı sistemin geliştirilerek sürdürüldüğünü göstermektedir. Böylece Osmanlı Devleti, sadece askeri başarılara değil, hukuki ve idari anlamda da kurumsallaşmış bir imparatorluk yapısına kavuşmuştur.

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethinin çok ötesinde bir vizyonun temsilcisidir. Siyasi hedefleri kadar, kurumsal düzenlemeleriyle de Osmanlı’yı dünya çapında bir güç haline getiren bu reformcu padişah, ardında yapısal temelleri sağlam bir devlet bırakmıştır. Onun başlattığı bu dönüşüm, Osmanlı’nın ilerleyen yüzyıllarda da ayakta kalmasını sağlayan en temel miraslardan biri olmuştur.

Keliğra Sultan’ın Tekkesindeki Kayalar ve Kuyu Delikleri

0

Yüksek Kayalar ve Kuyu Delikleri

Keliğra Sultan Tekkesinin çevresindeki kayalar oldukça yüksektir ve her iki yanında birçok kuyu deliği bulunmaktadır. Bu kayalar, gökyüzüne doğru yükselerek Bîsütun Dağı’nı andırır. Kayaların alt kısmı boştur ve bu boşluklar, eski zamanlarda insanların kayalarla ilgili birçok şey yaptığı yerlerdi. Kayaların üzerinde bulunan kuyu ağızları, halkın kullanımı için önemli bir yer haline gelmiş. Bu kuyulardan, gemi reisi olanlar arpa ve buğday gibi malzemeleri alıp kayaların altına dökerlerdi. Bu malzemeler, kuyulardan gemi ambarlarına dökülüp dolardı. Eskiden, Ferhad gibi kefereler bu kuyuları kazmışlardır. Gemiler, bu kayaların altına girerek demir bırakabilirler, ancak bu yerin çok özel ve alışılmadık bir özellikleri vardır. Gemiye çuvallarla malzeme indirilemez, çünkü her taraftan uzak yollara sahiptir. Bu yollar oldukça sarptır ve bir insanın bu kayalara tırmanması neredeyse keçi gibi bir beceri gerektirir Keliğra Sultan ve Tekkesinin Öyküsü.

Keliğra Kayalıklarının Özellikleri ve Fırtınalar

Keliğra Sultan Tekkesinin çevresindeki kayalar, Karadeniz sahilinde benzeri olmayan bir yapıya sahiptir. Lodos rüzgârı, kıble rüzgârı ve gün doğusundan gelen fırtınalar bu kayalarla çarpıştığında, gök gürültüsüne benzeyen bir ses çıkar. Bu ses, Silistre yakınlarındaki Afalatar ve Alhanlar’a kadar duyulabilir. Kayalar, Samanyolu gibi göğe doğru baş uzatmış ve büyük bir ihtişama sahiptir. Kayaların üzerinde şahinler, çaylaklar ve miskî kartallar yuva yapmaktadır. Her kartal, bir koyun kadar büyüklükte olabilir. Bazı insanlar, tekkede kurban kestikten sonra bu kartallara dağıtırlar. Ancak bazı kurbanlar kabul görmez ve bu kurbanlar yenmez. İnsanlar arasında böyle bir inanış bulunmaktadır.

Keliğra Sultan Kalesi ve Yapısı

Keliğra Sultan’ın yakınlarında, oldukça dikkat çekici bir kale vardır. Bu kale, Madyan Oğlu Yanko’nun kardeşi olan Tarih-i Yunan’ın sahibi olan Yanvan Kralı tarafından yapılmıştır. Yıldırım Bayezid Han’ın oğlu Musa Çelebi, bu kaleyi Rumlardan fethetmiştir. Kale, Balçık kazasında ve deniz kıyısında, bulutlara kadar yükselen dörtgen bir yapıya sahiptir. Kalede evler, cami, han ya da çarşı gibi yapılar yoktur. Ayrıca bir kale muhafızı, askerler ya da cephane bulunmaz. Yalnızca yüksek kayalar üzerine inşa edilmiştir ve tek bir kapısı batıya bakmaktadır. Kale, doğu tarafında 100 kulaçlık uçurum kayalarla çevrilidir ve altı boştur. Bu yapı, Keliğra Sultan kayalıkları üzerine kurulmuştur.

Kale ve Yağmalanması

Tarihsel olarak, bu kalede önemli olaylar yaşanmıştır. 18. yüzyılda, Nasıf Paşazâde Hüseyin Paşa, Özü eyaletine mutasarrıf olduğu sırada, bu kaleyi Ruslar birkaç kez yağmalamıştır. Bu yağmalama sırasında, kalenin halkı esir alınmış ve yerel halk büyük zorluklar yaşamıştır. Ruslar, bu bölgede halkı esir alırken, yerel halk bu baskılara karşı büyük bir direnç gösterememiştir istanbul private tours.

Keliğra Sultan Tekke ve çevresi, hem manevi hem de doğal güzellikleriyle büyük bir öneme sahiptir. Hem tarihi hem de kültürel bakımdan bölgedeki kayalıklar ve yapıların her biri, birçok efsane ve hikâye barındırmaktadır. Bu yüzden bu bölge, halk arasında hem saygı gösterilen hem de merakla ziyaret edilen bir yer haline gelmiştir.

Keliğra Sultan ve Tekkesinin Öyküsü

0

Keliğra Sultan’ın Defni ve Adı

Dobruca krallığından Ali Muhtar, İslam’a kabul edilen bir kişi olarak, Keliğra kayalıklarında yer alan Ejderha mağarasına defnedilmiştir. Bu kayalar, “Keliğra” adıyla meşhur olmuştur. Latin dilinde “Keliğra”, yedi başlı ejderhaya verilen bir isimdir. Bu yüzden, bu bölgeyi, Keliğra Sultan’ın türbesi olarak tanırız. Keliğra kayalıkları, bölgedeki halk arasında hem manevi bir öneme sahip hem de batılı dillerde çok bilinen bir isimdir.

Yedi Krallıkta Türbeleri ve Hıristiyanların İnanışı

Saltık Sultan’ın türbesi, yedi farklı krallıkta bulunmaktadır. Her bir bölgede büyük tekkeler ve türbeler bulunur. Osmanlı topraklarında, bu türbeler “ulu tekke” olarak kabul edilmiştir. Rumlar ise bu kutsal kişiyi “Baba Sultan”, “Sarı Saltık Sultan” ve “Keliğra Sultan” olarak tanımaktadır. Hıristiyan memleketlerinde ise ona “Îsvet Nikola” adı verilmiştir. Hıristiyanlar, Keliğra Sultan’a büyük saygı duyarlar. Onun adına adaklar adanır, bağışlar yapılır ve bu sayede tekkelerine bolca mal gelir private istanbul tour.

Keliğra Sultan Tekkesinin Konumu ve Özellikleri

Keliğra Sultan Tekke’si, Karadeniz’in kenarında bulunan ve göklere doğru yükselen bir burunda yer almaktadır. Bu dağ, fil hortumuna benzeyen şekilde denize doğru uzanır. Keliğra kayalıkları, Karadeniz kıyısındaki en yüksek dağlardan biridir. İstanbul’dan, Kara Hırmen, Köstence ve Kili taraflarına giden gemiler, bu kayalıkları özler ve gelirler. Keliğra kayalıkları, 150 mil uzaklıktan bile görülür. Sinop’tan da Keliğra Dağları seçilebilir, ancak bunun için açık ve duru bir hava gerekmektedir.

Keliğra Sultan’ın Mağarasında Defni ve Tekke Yapımı

Keliğra Sultan, kayaların en yüksek noktasında bulunan bir mağaraya defnedilmiştir. Bu mağara, bir zamanlar ejderhanın yaşadığı yerdir. Keliğra Sultan’ın tekke yapımını ilk olarak Dobruca Ali Muhtar üstlenmiştir. Tekkenin içinde, Saltık Sultan’a ait olan ağaç kılıcı, sapanı, def, kudüm, alem, sancak ve bayraklar hala durmaktadır. Tekkenin dört tarafında yaz ve kış meydanları bulunur, bunlar temiz kurban postlarıyla döşenmiştir. Her postun üzerinde, ilim ve erdem sahibi olan dervişler bulunur. Tüm dervişler, İslam’ın doğru yolunda, mümin ve muvahhid canlardır.

Tekkenin İç Yapısı ve Hayır Kurumları

Keliğra Sultan Tekke’sinin iç yapısı oldukça etkileyicidir. Pencerelerinin tamamı denize bakmaktadır. Tekke içinde bir mutfak bulunur ki, bu mutfak adeta bir Keykâvûs mutfağı gibi sürekli ateşle döner ve hazır nimeti olan bir yer haline gelir. Bu mutfaktan çıkan yiyecekler, her zaman misafirlere sunulur ve burada gelenler doyurulur. Tekkenin gelir kaynağı yoktur, ancak sadaka ve bağışlarla geçinir. Burada yaşayan dervişler, aşbazları ve diğer çalışanları, İlahî aşk ile yanıp her biri yüksek bir hâl sahibi olmuştur Sarı Saltık Sultan’ın Vasiyeti ve Türbesinin Yayılma Hikayesi.

Dervişlerin Yaşamı ve Çalışmaları

Keliğra Sultan Tekkesindeki dervişler, her gün beş vakit namazlarını kılarak düzenli bir yaşam sürerler. Yüzden fazla sadık aşık, burada Kur’an-ı Kerim okur, ilim ve erdem sahibi olurlar. Tekkenin içinde sadece sadık ve erdemli insanlar barınır. Aynı zamanda, buradaki aşbazlar oldukça güçlüdür ve büyük bir enerjiyle çalışırlar. Yalnızca manevi aşk ve azimle, potada şekil almış, içsel bir güce sahip olmuşlardır. Bu tekke, manevi gücün, birlikteliğin ve fedakarlığın en güzel örneklerinden biridir.

Gül Camii

0