Ana Sayfa Blog

Anemurium Su Sistemi ve Su Kemerleri

0

Bu yapının hemen üst bölümünde, kentin su ihtiyacını karşılayan aquadukt (su kemeri) kalıntılarını görmek mümkündür. Anemurium antik kenti, içme suyunu yakın çevresinde bulunan doğal kaynaklardan sağlamaktaydı. Kentte iki ayrı su kemeri sistemi kullanılmış ve bu sistemler sayesinde su, yerleşim alanlarına düzenli biçimde ulaştırılmıştır. Su tesisatının büyük bölümü, doğal kayaların oyulmasıyla oluşturulan kanallardan meydana gelmektedir. Bu yöntem, Roma mühendisliğinin çevre koşullarına uyum sağlama becerisini ve pratik çözümlerini açıkça ortaya koymaktadır Odeon Alt Geçişi ve Yapım Tekniği.

Odeon’un Konumu ve Mimari Özellikleri

Özel ev yapısının hemen batısında yer alan Odeon, Anemurium’un önemli kamusal yapılarından biridir. Yaklaşık 30 metre uzunluğunda, 20 metre genişliğinde olan yapı, 15 oturma sırasına sahiptir ve yaklaşık 900 kişilik bir kapasiteye ulaşabilmektedir. MS 2. yüzyıla tarihlenen Odeon’un üzerinin büyük olasılıkla bir çatıyla örtülü olduğu düşünülmektedir. Bu durum, yapının özellikle kış aylarında da aktif olarak kullanıldığını göstermektedir.

Kullanım Amacı ve Sahne Düzeni

Odeon, küçük ölçekli tiyatro oyunlarına, müzik dinletilerine ve özel eğlencelere ev sahipliği yapmıştır. Sahne bölümü yaklaşık 10 metre uzunluğunda, 2,5 metre derinliğinde ve 1 metre yüksekliğindedir. Sahnenin arkasında, dar bir koridora benzeyen kulis alanı bulunmaktadır. Anemurium’da bir bouleuterion (meclis binası) tespit edilememiş olması nedeniyle, Odeon’un aynı zamanda halk meclisinin toplandığı ve kente dair önemli kararların alındığı bir mekân olarak da kullanılmış olabileceği düşünülmektedir Sofia Day Trip.

Roma Mimarlığı ve Kış Kullanımı

Odeon tamamen Roma mimari geleneğine uygun biçimde inşa edilmiştir. Oturma sıraları, kemerler üzerine yerleştirilmiş sağlam bir altyapıya sahiptir. Yapının kuzey cephesinde pencere bulunmaması, içerinin soğuk hava koşullarından korunmasını sağlamış ve bu özelliğiyle kış dönemlerinde kullanıma uygun olduğunu düşündürmüştür. Bu mimari detay, yapının işlevselliğini artıran önemli bir unsurdur.

Odeon Alt Geçişi ve Halk Hamamına Ulaşım

Yapının kuzey girişlerinden, doğu tarafta bulunan kapıdan içeri girilip aşağıya doğru inildiğinde, doğudaki dehlizli girişe ulaşılır. Bu geçiş sırasında Odeon’un altından geçilirken, yapı tekniği ve mimari düzen hakkında ayrıntılı bilgiler verilebilir. Koridorlarda yer alan zengin mozaik süslemeler, ziyaretçilerin dikkatini çeken önemli unsurlar arasındadır. Batı yönünde ilerlenirken sahne yapısına ulaşmadan önce, sağ tarafta tahrip olmuş bir bölümden çıkılarak dar bir patika takip edilir ve bu patika ziyaretçileri Halk Hamamına götürür.

Odeon Alt Geçişi ve Yapım Tekniği

0

Yapının kuzeyde yer alan girişlerinden, doğu tarafta kalan kapıdan içeri girilerek aşağıya doğru inildiğinde, ziyaretçiler doğudaki dehlizli girişe yönlendirilir. Bu geçiş sırasında Odeon’un altından geçilmekte ve yapı tekniği hakkında ayrıntılı bilgiler verme imkânı doğmaktadır. Özellikle tonozlu koridorlar ve kullanılan malzemeler, Roma mimarisinin inceliklerini gözler önüne serer. Aynı zamanda koridor duvarlarında ve zeminlerinde yer alan zengin mozaik süslemeler, yapının estetik değerini ve dönemin sanat anlayışını yansıtan önemli unsurlar arasındadır Customized Guided Sofia Tours.

Halk Hamamına Geçiş

Batı yönünde ilerlerken sahne yapısına ulaşmadan önce, sağ tarafta yer alan ve kısmen tahrip olmuş bir bölümden dışarı çıkılarak dar bir patika takip edilir. Bu patika, ziyaretçileri doğrudan Halk Hamamı olarak bilinen yapıya ulaştırmaktadır. Anemurium’daki yapılar arasında en iyi korunmuş örneklerden biri olan bu hamam, kentin sosyal yaşamı açısından büyük önem taşımaktadır.

Anemurium Halk Hamamı’nın Genel Özellikleri

MS 3. yüzyıla tarihlenen bu geniş hamam kompleksi, kuzey yönünden girilen ve 30 basamaklı bir merdivenle ulaşılan bir yapıya sahiptir. Yapının en dikkat çekici özelliklerinden biri, günümüze kadar ulaşmayı başarmış olan bozulmamış çatı kemerleridir. Hamam içerisinde farklı dönemlere ait mozaikler ve çeşitli dekoratif mimari parçalar ele geçirilmiştir. Bu buluntular, yapının uzun süre kullanıldığını ve zaman içinde çeşitli onarımlar geçirdiğini göstermektedir.

Isıtma Sistemi ve İç Mekân Düzeni

Hamamın odaları, Roma dönemine özgü yer altı ısıtma sistemi (hypocaust) ile ısıtılmaktaydı. Ayrıca insan boyu yüksekliğindeki seviyeden itibaren, pişmiş topraktan yapılmış borular aracılığıyla duvarların da ısıtılması sağlanmıştır. Yapının içine girildiğinde, orta mekâna yakın bir noktada yer alan büyük bir taş dikkat çeker. Bazı kişiler bu taşı, Türk hamamlarında bulunan göbek taşına benzetmektedir; ancak bu benzetme bilimsel açıdan doğru değildir Anemurium’da Taşlık Bölgesi ve Yerel Hafıza.

Mekânların İşlevleri ve Su Sistemi

Söz konusu taş ve çevresindeki mimari parçalar, farklı dönemlere ait kırılmış dekoratif süsleme elemanlarıdır. Hamamın çeşitli evrelerde onarım görmesi nedeniyle kesin bir plan şeması vermek zor olsa da, geniş orta mekânın tepidarium olduğu düşünülmektedir. Sol tarafta yer alan frigidarium, sağ tarafta ise taban döşemeleri günümüzde net biçimde görülebilen caldarium oldukça iyi korunmuştur. Hamamın güneybatı köşesinde, kurna olarak değerlendirilebilecek üç mimari unsur ve bunların üzerinde yer alan çeşmelere ait izler bulunmaktadır.

Su Depolama Alanı

Ziyaretçiler hamamın batı cephesinden çıkarılıp kuzeye yönlendirildiğinde, yapının arka kısmında yan yana dizilmiş üç kemerli bölüm görülür. Su kemerleri aracılığıyla hamama ulaşan su, önce bu alanda depolanmakta, ardından hamamın çeşitli bölümlerine buradan dağıtılmaktaydı.

Anemurium’da Taşlık Bölgesi ve Yerel Hafıza

0

Bölgede yaşayan yaşlı insanlarla yapılan sohbetler, Anemurium’un geçmişine dair önemli ipuçları sunmaktadır. Bu anlatılara göre, büyüklerin zamanında bu alan “Taşlık” olarak adlandırılmaktaydı. Bu adlandırma, bölgede bol miktarda taş malzemenin bulunmasından kaynaklanmaktadır. Günümüzde tiyatroya ait olduğu düşünülen oturma sıralarının, Anemurium çevresindeki eski evlerin temellerinde yer almış olabileceği ihtimali de bu sözlü tarih anlatılarını desteklemektedir Anemurium Su Sistemi ve Su Kemerleri.

Tiyatro ve Sahne Yapısına Dair Bulgular

Tiyatro sahnesiyle ilişkili olarak günümüze ulaşan somut bir arkeolojik veri bulunmamaktadır. Ancak tiyatronun önünden geçen patikayı takip ederek modern yola indiğimizde, Odeon yapısının hemen doğusunda yer alan ve günümüzde üzeri toprakla kaplı olan bir boşluk dikkat çeker. Bu alan, arkeolojik literatürde “özel ev” olarak tanımlanmıştır.

Özel Ev ve Mozaik Süslemeler

Söz konusu özel ev, kamu yapılarında olduğu gibi zengin mozaik ve fresk süslemeleriyle donatılmıştır. Genellikle yörede yaygın olarak kullanılan kireçtaşı ile inşa edilen bu yapı, Anemurium’un geçmişteki şehir yaşamının görkemini gözler önüne sermektedir. Günümüze çok az kısmı ulaşabilmiş olan bu yapı, tonozlu, iki katlı ve tek bloktan oluşmaktadır.

Ev içerisinde ele geçirilen mozaiklerde, yunus balıkları ve deniz tanrıçası Tethys betimlemeleri dikkat çekmektedir. Ayrıca daire biçimi içinde, rüzgârgülünü andıran geometrik bezemelerle süslenmiş mozaikler yer almaktadır. Bugün bu mozaikler, özel koruma önlemleriyle kapatılarak orijinal yerlerinde muhafaza edilmektedir.

Nike Mozaiği ve Anamur Müzesi

Özel evin güney bölümünde ortaya çıkarılan bir diğer önemli mozaikte ise, elinde palmiye dalı tutan ve üzerinde bol dökümlü bir giysi bulunan Nike (Zafer Tanrıçası) betimlenmiştir. Palmiye yelpazesi formundaki bu mozaik günümüzde Anamur Müzesi’nde sergilenmektedir Customized Daily Sofia Tours.

Odeon Yapısı ve İşlevi

Özel evin hemen batısında yer alan Odeon, Anemurium’un önemli kamusal yapılarından biridir. Yaklaşık 30 metre uzunluğunda, 20 metre genişliğinde olan yapı, 15 oturma sırası ile yaklaşık 900 kişilik kapasiteye sahiptir. Yapının üzerinin muhtemelen çatılı olduğu düşünülmektedir. MS 2. yüzyıla tarihlenen Odeon’a seyirci girişi, kuzeyde yarım daire planlı ve altı basamaklı, simetrik iki kapıdan sağlanmaktaydı.

Sosyal ve Siyasal Kullanım

Odeon’da küçük tiyatro oyunları, müzik dinletileri ve özellikle kış aylarında düzenlenen özel etkinlikler yapılmaktaydı. Yaklaşık 10 metre uzunluğunda, 2,5 metre derinliğinde ve 1 metre yüksekliğinde bir sahne ile dar bir koridoru andıran kulis bölümü bulunmaktadır. Anemurium’da bouleuterion (meclis binası) bulunmaması nedeniyle, bu yapının aynı zamanda halk meclisi olarak kullanıldığı ve kente dair önemli kararların burada alındığı düşünülmektedir. Roma mimari geleneğine uygun olarak kemerler üzerine inşa edilen oturma sıraları ve kuzey cephesinde pencere bulunmaması, Odeon’un özellikle kış dönemlerinde kullanıldığı görüşünü güçlendirmektedir.

Antakya’nın Tarihi Köprüleri ve Mimari Mirası

0

Antakya şehir merkezi, tarih boyunca birçok önemli yapı ve eserle zenginleşmiştir. 1975 yılına kadar şehirde mevcut olan, ancak günümüzde yerini beton bir yapıya bırakan eski bir köprü, bu dönemin en önemli simgelerinden biriydi. Köprünün eski halinin bir resmi günümüze ulaşmıştır ve şehir tarihinin izlerini taşıyan belgeler arasında yer almaktadır. Antakya’da ayrıca eski camiler, çeşmeler ve birçok tarihi yapıt ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir Antakya Hristiyanlık Açısından Önemli Bir Merkez.

Habib-i Neccar Camisi

Kentin en önemli yapılarından biri Habib-i Neccar Camisidir. Bu cami, 636 yılında Arapların Antakya’yı ele geçirmesi sırasında inşa edilmiştir. İlginç bir şekilde, cami önceleri bir kilisenin yerine yapılmış olabilir. Türkiye sınırları içinde inşa edilen en eski camilerden biri olarak kabul edilen Habib-i Neccar Camisi, daha sonra Sultan Baybars tarafından restore edilmiştir.

Cami, Hz. İsa’nın havarilerine inanan ve burada şehit olan ilk kişilerin anısını taşımaktadır. Özellikle, cami adını aldığı Habib-i Neccar’dan almıştır. Caminin avlusunda, Hristiyan Rumları tarafından inşa edilmiş eski bir kilise kalıntısı ve taş işçiliği örnekleri hâlâ görülebilmektedir. Cami yapısının bir tarafında çan kulesi ve diğer tarafında taş duvarlar yer almaktadır. İçerisinde ise tarihî değeri yüksek süslemeler ve yapıtlar bulunur.

Antakya’daki Katolik Kiliseleri

Antakya’da Katolik cemaatine ait yapılar da dikkat çekicidir. 1872 yılında depremde yıkılan bir kilisenin yerine inşa edilen Katolik Kilisesi, günümüzde ziyaretçilere açıktır. Bu kiliseye ulaşmak için Katolik Kilisesi’nden çıktıktan sonra Kilise Sokağı’nı takip etmek yeterlidir Turkey Customized Sightseeing.

Antakya’daki Katolik Kilisesi ve cemaatinin tarihçesi oldukça eskidir. Katolikler, yaklaşık 600 yıl aradan sonra tekrar Antakya’ya dönmüş ve dini yapılarını restore ederek topluluklarına hizmet vermeye başlamışlardır. Günümüzde kilise, hem ibadet hem de tarihî ve kültürel değer olarak şehrin önemli bir merkezidir.

Antakya’nın Tarihî Önemi

Antakya, sahip olduğu camiler, kiliseler ve köprülerle hem İslam hem Hristiyanlık tarihi açısından önemli bir merkezdir. Şehir, farklı din ve kültürlerin bir arada yaşadığı kozmopolit bir yapıya sahiptir. Ziyaretçiler, şehirdeki bu yapıları gezerek hem mimari güzellikleri hem de tarihin farklı katmanlarını gözlemleyebilirler.

Antakya Hristiyanlık Açısından Önemli Bir Merkez

0

Antakya, Hristiyanlık tarihinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz Petrus, Roma’ya yerleşmeden önce, MS 42-48 yılları arasında Antakya’da kalmıştır. Bu süre zarfında bir mağarada Hristiyanlığa ilk inananları toplamış ve burada “Hristiyan” kelimesi ilk kez kullanılmıştır. Aynı zamanda, Matta İncili de bu dönemde burada yazılmıştır. Bu nedenle Antakya, Hristiyanlık tarihinin başlangıç noktalarından biri olarak kabul edilmektedir Tour Guide Turkey.

St. Pierre Mağara Kilisesi

Hristiyanlık tarihinin önemli izlerini taşıyan St. Pierre Mağara Kilisesi, Antakya şehir merkezine yaklaşık 2 km uzaklıkta, doğuda Reyhanlı Yolu üzerinde yer almaktadır. Mağara, 13 metre uzunluğunda ve 9,5 metre genişliğindedir. Haçlı Seferleri döneminde mağara genişletilmiş ve ön cepheye iki kemer eklenmiştir. İçerisinde halen bir kaynak suyu bulunmaktadır. Kilise, günümüzde ziyaretçiler tarafından gezilebilmekte ve gerekli izinler alındığında Hristiyanlarca ayine ev sahipliği yapabilmektedir.

St. Paul ve Samandağ Misyonerliği

Hz. İsa’nın havarilerinden Tarsuslu St. Paul, St. Peter ile birlikte Antakya çevresinde ilk Hristiyan misyonerlik çalışmalarını yürütmüştür. MS 46-48 yıllarında Samandağ’a gelmiş olan St. Paul, burada üç büyük misyonerlik gezisinin başlangıcını yapmıştır. Pagan inançtan tek tanrılı Hristiyanlığa geçiş süreci oldukça zorlu ve meşakkatli olmuştur.

Dağ Yamaçlarında Tarihi İzler

St. Pierre Kilisesi’nin hemen yanında, Haç (Stavros) Dağı yamacında yer alan bir kabartma bulunmaktadır. Bu kabartma, yerli kayaya oyulmuş olup, MÖ 2. yy’da Antakya’da ortaya çıkan bir salgın hastalıktan korunmak amacıyla yapılmış olabileceği tahmin edilmektedir. Kabartma, Suriye kökenli Tanrıça Charonion’u temsil etmektedir Anadolu Sütunlu Lahiti ve İçerisindeki Eserler.

Ayrıca, dağın yamaçlarına oyulmuş çeşitli mezar kalıntıları ve kilisenin üzerinden geçen bir su kanalı da günümüze ulaşmıştır. Bu yapılar, Antakya’nın hem dini hem de kültürel tarihinin izlerini taşımakta ve bölgenin tarih boyunca stratejik ve kutsal bir merkez olarak önemini göstermektedir.

Anadolu Sütunlu Lahiti ve İçerisindeki Eserler

0

Hatay Müzesi’nin en değerli eserlerinden biri olan Anadolu Sütunlu Lahiti, hem arkeolojik hem de tarihî açıdan büyük önem taşımaktadır. Lahitin içerisinden bir erkeğe ve iki bayana ait iskelet kalıntıları çıkmıştır. Bu buluntular, dönemin gömü ritüelleri ve sosyal yapısı hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Lahitin içinde ayrıca, altın elbise düğmeleri, kelebek formunda bir altın kolyeye ait parçalar ve üç adet altın sikke bulunmuştur. Sikkelere Gordian III, Salonina ve Valerian’ın portreleri işlenmiş olup, dönemin ekonomik ve sanatsal değerlerini yansıtmaktadır Antakya’nın Tarihi Köprüleri ve Mimari Mirası.

Lahitteki diğer ilginç buluntular arasında altın bir bilezik ve kıymetli taşlarla süslü bir yüzük de yer almaktadır. Bu eserler, müze içinde özel bir salonda sergilenmekte ve ziyaretçilere Roma Dönemi’nin incelikli işçiliğini gözler önüne sunmaktadır. Anadolu Sütunlu Lahiti, hem mezar içi zenginlikleri hem de estetik detaylarıyla Hatay Müzesi’nin en dikkat çeken koleksiyonlarından biridir.

Antakya Tarih ve Coğrafyanın Buluştuğu Kent

Bugün Antakya il merkezi, yaklaşık 180.000 nüfusa sahiptir. Hatay ili genelinde ise nüfus 1.430.000 civarındadır. Antakya’da iki kişiye bir otomobil düşmekte olup, şehir Türkiye genelinde en yüksek okuryazarlık oranına sahip illerden biridir.

Antakya’ya gelen ziyaretçiler, Cumhuriyet Meydanı’na ulaştıklarında şehri kuzeyden güneye ikiye ayıran Asi (Örontes) Nehri’ni hemen fark ederler. Kent, nehrin diğer yakasında, Habib-i Neccar (Silpius) Dağı eteklerine doğru yayılmaktadır. Burası, Antakya’nın eski yerleşim alanıdır. Dağın üzerinde, erken Roma Çağı’ndan kalma sur duvarları kuzeyden güneye doğru uzanmaktadır. Sur duvarları toplamda yaklaşık 13 km uzunluğundadır, ancak büyük bir kısmı tahrip olmuştur.

Sur duvarlarının bulunduğu bölge üzerinde, Orta Çağ’dan kalma bir askeri kışla kalıntısı da gözlemlenmektedir. Duvarlar kuzeye doğru alçalarak, Stavros Dağı ile Habib-i Neccar Dağı arasındaki vadide Demir Kapı veya Halep Kapısı olarak bilinen çok amaçlı bir yapıyı oluşturur. Bu yapı, hem kapı, hem sur duvarı, hem aquadukt hem de sel sularına karşı baraj duvarı görevi görmüştür Sightseeing Tours Turkey.

Ziyaretçiler, sur duvarlarının bulunduğu bölgeye araçla ulaşabilir ve Habib-i Neccar Dağı’ndan tüm şehri bir tablo gibi izleyebilirler. Bu manzara, Antakya’nın tarihî dokusunu ve coğrafi konumunu benzersiz bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Şuşik Kalesinin Özellikleri ve Fethi

0

Kale Hakkında Genel Bilgi

Şuşik Kalesi, Kürt dilinde adını aldığı yüksek bir dağın zirvesinde yer alır. Sultan Haşan oğlu Ziyaeddin tarafından yaptırılmış olan bu kale, gökyüzüne doğru baş çekmiş bir yalçın kayanın üzerinde konumlanmıştır. Dörtgen şeklindeki bu küçük kale, stratejik ve savunması zor bir noktadadır. Tarih boyunca ani ölümlere sahne olmuş ve birçok asker için ölüm yeri olmuştur.

Kuşatma Öncesi Hazırlık

İslâm ordusu, kalenin altından bir top atımı uzaklıktaki alanda toplandı. Ordunun kalabalığı denizler gibi büyüktü. Kuşatma başladığında, kalenin yukarısındaki ve aşağısındaki pusu noktalarından Müslüman gaziler tüfeklerle ilerlemeye başladı. Kale savunması yaylım toplar ve tüfeklerle karşılık verdi. Bu çatışmada 70 asker şehit düştü Ziyaeddin Kalesi ve Avnik Kalesi.

Kumandan Seydî Ahmed Paşa, bu zorlu ortamda ordunun moralini yüksek tutmak için beylerbeyileri ve diğer komutanları hediyelerle ödüllendirdi ve onları kendine bağladı. Ardından dört pare uzun şahî topları kalenin doğu tarafındaki tepelere yerleştirerek siperler kuruldu ve kale içine yaylım top atışı gerçekleştirildi. Bu atış sırasında, kale içinde Şuşik beyinin amcasının oğlu Çendedan Şüca Bey top gülleleriyle öldü ve kale içinde büyük bir karmaşa yaşandı.

Kale Tırmanışı ve Müslüman Gazilerin Başarısı

Kalenin duvarlarının yıkılan kısımlarından Müslüman gaziler, ip cambazları gibi tırmanarak kaleye giriş yaptı. Bir gün süren yoğun çatışmanın ardından, ertesi sabah kale burçlarına İslâm ordusunun bayrakları dikildi. Kale içinde kalan Kürtler, Osmanoğlu askerlerinin üstünlüğünü kabul ederek teslim oldular.

Esirler ve Kale Malzemeleri

Kale kapısına getirilen yedi önemli Kürt beyine, Mustafa Bey’in kaleden kaçtığı söylenerek bir tuzak kuruldu. Seydî Ahmed Paşa, bu yalan bilgiye güvenmeyip beyleri sorguladı ve kale içine 700 asker yerleştirerek kontrolü sağladı. Şuşik beyinin sarayına girilerek tüm mal varlığına el konuldu. Tüm Kürt eşkıyaları dışarı çıkarıldı ve 3.000 tüfenk, 6.000 kılıç ile diğer silahlar toplandı Walking Guided Tours Ephesus.

Fethin Sonuçları

Böylece Şuşik Kalesi İslâm ordusu tarafından ele geçirildi. Kale fethi tamamlandıktan sonra durum Erzurum Veziri Mehmed Paşa’ya bildirildi. Bu zafer, hem askeri hem de bölgesel kontrol açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Şuşik Kalesi’nin yüksekliği ve zorlu coğrafyası nedeniyle kuşatması uzun ve çetin geçmiş, ancak stratejik planlama ve cesaret sayesinde başarılı bir şekilde ele geçirilmiştir.

Ziyaeddin Kalesi ve Avnik Kalesi

0

Ziyaeddin Kalesi’nin Konumu ve Yapısı

Ziyaeddin Kalesi, Azerbaycan Şahı Ziyaeddin tarafından inşa edilmiştir ve Azerbaycan topraklarında yer almaktadır. Yalçın kayalıklar üzerine oturmuş, dörtgen şeklinde uzunlamasına bir yapıya sahiptir. Erzurum sınırlarına yakın olan kale, stratejik bir konumda bulunur ve bölge sancağının hududunu oluşturur. Kalede dizdarı ve neferatları vardır, ancak kumandan veya kethüdayeri yoktur.

Kale içinde bir camii ve yaklaşık altı yüz adet toprak örtülü, tek katlı ev bulunur. Ayrıca bir han, bir hamam ve kırk ile elli arasında dükkân mevcuttur. Bölge taşlık ve Kürt diyarı olduğundan şehir çok büyük veya çok mamur değildir; fakat halkı cesur, yiğit ve Allah’a bağlı, hünerli insanlardan oluşmaktadır.

Ziyaeddin Kalesi’nin Ilıcaları

Ziyaeddin Kalesi yakınlarında Araş Nehri ve Van Gölü kenarında, Erciş Kalesi’ne de yakın bir ılıca bulunur. Bu ılıca, Tanrı’nın lütfu olarak beş-altı ayrı kaynaktan çıkar ve kaynaklar birbirine onar ile on beşer adım uzaklıktadır. Bazı kaynaklar buz gibi soğuktur, bazıları ise öyle sıcaktır ki çömlekte bulgur kaynar gibi kaynar. Ayrıca buz gibi soğuk bir kaynak, diğerine bitişik olarak şadırvan gibi fışkırır ve içinde baş veya paça ütülenebilir Walking Tour Ephesus.

Bazı kaynakların etrafına yapılar inşa edilmiştir, ancak çoğu açık ılıca olarak kalmıştır. Sular o kadar güçlüdür ki birer değirmen döndürebilecek kapasitededir. Vezir fermanıyla kaleden askerlerin yarısı ve ağaları sefere memur edilmiş, bu kaynaklar askerlerin ve halkın kullanımına sunulmuştur.

Avnik Kalesi’nin Konumu ve Yapısı

Avnik Kalesi, Ziyaeddin Kalesi’nin batısında, yine Azerbaycan topraklarında yer alır. Ziyaeddin Şah tarafından yapılmış olan bu kale, daha sonra Süleyman Han’a itaat etmiştir. Yalçın kayalıklar üzerine inşa edilmiş, dört köşe ve yüksek bir yapıya sahiptir. Kalenin savunması güçlüdür ve stratejik konumu sayesinde bölgeye hâkimdir.

Avnik Kalesi çevresinde dağlar ve taşlık araziler bulunur. Kalenin yüksekliği ve sağlam taş yapısı, düşman saldırılarına karşı dayanıklılık sağlar. Buradan batıya doğru 9 saatte dağları ve taşlık alanları aşarak başka kalelere ve stratejik noktalara ulaşmak mümkündür.

Ziyaeddin ve Avnik kaleleri, hem askeri hem de sivil kullanım açısından önemli yapılar olup, bölge halkının güvenliği ve kontrolü için stratejik öneme sahiptir. Ziyaeddin Kalesi’nin ılıcaları, Avnik Kalesi’nin ise yüksek ve sağlam yapısı, bu kaleleri hem yaşanabilir hem de savunulabilir kılar. Bölge halkı, bu kaleler sayesinde hem güven içinde yaşamış hem de tarımsal ve hayvansal üretimlerini sürdürmüştür Hınıs Kalesi ve Çevresi.

Hınıs Kalesi ve Çevresi

0

Hınıs Kalesinin Biçimi ve Yapısı

Hınıs Kalesi, Erzurum’dan güneye doğru üç konak mesafededir. Altın Halkalı Köprü’den düz bir yol izlenerek ulaşılır. Kale, yüksek bir tepenin yalçın kayalıkları üzerine inşa edilmiştir ve dörtgen bir şekle sahiptir. Taştan yapılan bu sağlam kale, Âd Kalesi’ni andırır. Uçsuz bucaksız bir ovanın ortasında, eğimli bir zemine oturur. Kalenin çevresinde göklere yükselen kayalıklar vardır ve duvarlarının boyu yaklaşık onar zira’dır. Kalenin fırdolayı büyüklüğü yaklaşık 6.000 adımdır. Kuzey tarafında bir kapısı bulunur ve çevresi dik bir kayalık eğimle çevrilidir Şuşik Kalesinin Özellikleri ve Fethi.

Kalenin İç Suları ve Savunma Sistemi

Hınıs Kalesi’nin doğu tarafında tatlı su akan bir dere vardır. Kalenin duvarı dibine ustaca yapılmış demir kafesler yerleştirilmiş, böylece nehirden başka canlıların geçişi engellenmiştir. Bu akarsu, kaleden aşağı bostanlara su sağlar ve balık geçişine izin vermez. Kalenin ana kapısı da akarsuyun çıkışına yakın konumlanmıştır.

Kale İçindeki Yerleşim ve Yapılar

Kale içinde yaklaşık 1.200 adet Kürt evi bulunmaktadır. Bu yerleşimde yedi mihraplı bir cami ve diğerleri mescit olarak kullanılır. Ayrıca bir han, bir hamam ve küçük bir çarşı vardır. Tüm yapılar toprak örtülüdür; kiremit kullanılmamıştır. Halkın tamamı Mahmudî Kürtlerinden oluşur ve hayvancılık yaparlar. Bölgedeki insanlar, hayvanlarıyla birlikte Hınıs’ın batısındaki Bingöl yaylasına çıkarak tazelenirler.

Askeri Düzen ve Kumandanlar

Malazgird Kalesi beyi, Erzurum eyaleti sancakbeyi olarak 3.000 silahlı Mahmudî askerle Hınıs Kalesi’ne gelmiştir. Askerler zırh ve silahlarla donatılmış, başlarına çelenk takılmıştır. Vezir fermanıyla askerlerin öncüsü Alacaatlı Haşan Ağa, çarkacı ve Baki Paşa dündar (ardçı) olarak tayin edilmiştir. Gazi Seydî Ahmed Paşa 53.000 askere kumandanlık yapmış ve 12 pâre şahı darbzen ile iki kolumboma top verilmiştir Ephesus Guides.

Hınıs’tan Doğuya Yolculuk

Paşa ve ordusu Hınıs Kalesi’nden Şuşik Kalesi’ne yönelmiştir. On bin kadar asker Hınıs sahrasında konaklamış, doğu tarafında sarp ve kayalık dağlar altından uçurumları geçerek altı saatte Hasbek Köyü’ne ulaşmışlardır. Hasbek Köyü, 200 evli Kürt köyüdür. Buradan dokuz saat süren bir yolculukla devam edilmiştir ve 200 atlı yiğit askerle sefere devam edilmiştir.

Venedik’in Kent Devleti Oluşu ve Yeni Kimliği

0

Venedik tarihindeki önemli dönüm noktalarından biri, 888-912 yılları arasında hükümdarlık yapan Doge Pietro Tribunus’un Venedik’i bir civitas yani kent devleti haline getirmesidir. Bu gelişme, sadece siyasi bir değişim değil, aynı zamanda Venedik’in kendi kimliğini oluşturma sürecinde attığı güçlü bir adımdır.

Doge Pietro Tribunus, aynı zamanda şehrin imarına büyük katkı sağlayan liderlerden biri olarak tanınır. Venedik’in Büyük Kanal’ının (Canal Grande) girişine bir zincir çektirmiştir. Bu uygulama, Doğu Roma’nın (Bizans) başkenti Konstantinopolis’te de Haliç girişine konulan zinciri andırmaktadır. Bu durum, Venediklilerin Bizans kültürünü yakından izlediğini ve ondan ilham aldığını gösterir Venedik’in Güçlenme Süreci ve Bizans’tan Bağımsızlaşması.

Doğu’ya Bağlı Bir Batı Şehri

Venedik halkı, kendi yönetim biçimlerini “Serenissima” yani “En Huzurlu Cumhuriyet” olarak adlandırmıştır. Bu ad, şehrin huzur ve düzen arzusunu yansıtır. Ancak Venedik’in bu huzura ulaşmasında Doğu dünyası, özellikle de Bizans büyük rol oynamıştır.

Kent, başlangıçta Bizanslı Aziz Teodoros’un (San Teodoro) koruması altındayken, 828 yılında İskenderiye’den getirilen Aziz Marcus’un (San Marco) naaşıyla birlikte koruyucu aziz değişmiştir. Bu değişim, sadece dini bir yenilik değil, aynı zamanda Bizans otoritesinden uzaklaşmanın sembolü olmuştur. Artık Venedik, kendi kararlarını veren, kendi kutsal figürünü seçen bir şehir haline gelmiştir.

Bu iki aziz, bugün San Marco Meydanı’nın deniz tarafında yer alan ve “Adalet Sütunları” olarak bilinen iki granit sütun üzerindeki heykellerle anılmaktadır. Sütunlar, hem şehrin tarihi hafızasını canlı tutar hem de Venedik’in eski ve yeni koruyucularını simgeler.

San Marco Kilisesi’nin Doğuşu

Tarihi kaynaklara göre, 4 Mart 829’da San Marco’nun naaşını barındıracak bir şapelin inşasına başlanmıştır. Bu yapının aynı zamanda Dükalık Sarayı’nın (Doge Sarayı) şapeli olması da planlanmıştır. Rönesans yazarı Francesco Sansovino’ya göre, bu şapelin ilk temeli 10. Doge Giustiniano Partecipazio tarafından atılmış, ancak inşaat tamamlanamamıştır. Ardından kardeşi Giovanni çalışmaları devam ettirmiştir.

Ne yazık ki, 976 yılında çıkan büyük bir yangında bu ilk şapel, Doge Sarayı ve Aziz Teodoros Kilisesi ile birlikte yanmıştır. Daha sonra göreve gelen I. Pietro Orseolo (976-978), yanan şapeli görkemli bir kilise olarak yeniden yaptırmıştır. Bu yeni yapı, Aziz Marco’nun naaşını barındırmakla kalmayacak, aynı zamanda Venedik’in dini ve siyasi gücünü yansıtacaktır Daily Sofia Tour.

Bir Mimari ve Kültürel Sembol

San Marco Kilisesi’nin yapımı uzun yıllar sürmüştür. Sansovino’ya göre, kilise 1071 yılında tamamlanmıştır. Bu kilisenin inşasında yalnızca mimari ustalık değil, aynı zamanda Venedik’in Doğu ile olan derin ilişkisi de yansıtılmıştır. Atina, Yunan adaları ve Mora gibi yerlerden getirilen değerli taşlar ve sütunlar, yapının görkemini artırmıştır.

Bu kilise, sadece bir ibadet yeri değil, aynı zamanda Venedik’in bağımsız kimliğini ve Doğu’dan aldığı ilhamla şekillenen özgün kültürünü simgeleyen bir anıt haline gelmiştir.

Sonuç olarak, Doge Pietro Tribunus’tan başlayarak Aziz Marco’nun naaşının getirilişi ve San Marco Kilisesi’nin inşasıyla birlikte Venedik, Bizans etkisinden sıyrılarak hem dini hem siyasi anlamda kendi kimliğini oluşturmaya başlamıştır. Bu süreç, Venedik’i Orta Çağ Akdeniz dünyasında benzersiz bir şehir devleti haline getirmiştir.

Çandalar aşireti

0